Site Haritası

Anasayfa

Her yılın 23 Nisan gününde bir grup insan Büyük Adadaki Aya Yorgi kilisesine dilek tutmaya gidiyor. Herkesin batıl inançtaki hür iradesine yorum getirecek değilim. Bir Müslüman’ın Allah (cc) dışında başka bir şeyden medet umması da o Müslüman’ın birikimi ve din kültürü ile ilgili bir şey. Ancak habercilik adıyla yapılan yüzsüzlüğü pas geçemem. Hangi ana haber bültenine rast geldiysem spikerlerin güleç yüzlerle, sanki insanlar pikniğe gidiyormuş havası ile fonda neşeli bir müzik eşliğinde sundukları habere itirazım var.
Ülkemin kültürünün en önemli enstrümanlarından birisi olan bağlamayı, Erdal Erzincan’ın elinden ve gönlünden icrasına tanık oluyoruz. “Giriftar” bir doyum noktası ise, “bu albümle doyum noktasına ulaştı mı Erdal Erzincan?” sorusuna net bir cevap veremem. Zira her yeni albümünde, her yeni çalışmasında bizi saz ailesinin sınırlarını daha da genişleten bir deryaya götürüyor sanatçı. Bu ülkenin böyle bir sanatçısı olduğu için ve bu sanatı sevdiğim için kendimi mutlu ve gururlu hissediyorum.
Çok uzun sayılabilecek bir aradan sonra İstanbul’da bir derbi maçına gittim. Lise yıllarında hemen hemen İstanbul’da oynanan tüm Beşiktaş Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarına giderdik Trabzonspor sevdalıları olarak. O dönemlerde stat iki takım taraftarına eşit şekilde bölünür ve saatler önceden kuyruklarda zaman zaman cop yiyerek stada girmeyi başarırdık. O dönemlerde bu kadar fanatizmde olmazdı. Taraftarlar birbirlerine düşman gözü ile bakmaz, maç bitiminde herkes aynı anda stattan çıkar evinin yolunu tutardı. İşte ne olduysa bu son 15 yıl içerisinde oldu.
Saat 22:15 suları… Telefonum çalıyor. Bu sırada tuğla kalınlığında Ertuğrul ALATLI’nın “Müdahale” adlı kitabını okuyorum. Kitabımı bırakıp telefona göz atıyorum. Arayan Harun ÇELİK. Sağlık Bakanlığı Basın Müşaviri, gazeteci, yazar… Bir Trabzonspor sevdalısı benim gibi. Onun önderliğinde ve Trabzonspor taraftar sitelerinden www.bordomavi.net sitesi üyelerinin azim ve kararlılığı ile Türkiye’de bir ilke imza atılmış birkaç hafta önce. Hummalı bir çalışma sonrası Trabzonspor taraftarları kendi kitabını yazıp tarihe armağan etmiş. “Bize Her Yer Trabzon”
Çok okuyan mı çok gezen mi bilir sorusuna günümüzde verilecek net bir yanıt olmasa gerek. Sorunun ağırlıklı cevabı beynin görerek dinlediği şeyleri hafızasına daha net yerleştirmesi nedeniyle gezen kısmı gibi gözüküyor. Ama günümüz şartlarında bu gezme işinin parasal yönünü ele aldığımızda gezmekten ziyade okumakla da peki ala daha çok bilinebilir. Okumanın parasal bir külfeti yok. Zira hiç paranız yoksa bedavaya size en yakın kütüphaneye üye olup yine okursunuz. Yani gezememenin mazereti olsa da okumamanın mazereti olamaz.
Türk Halk Müziğine olan sevdamın temelini, kendi kültürümüzün enstrümanlarının o insanı hayretler içinde bırakan ses motifi oluşturuyor. O zengin türkü harmanımızda bir yöre ve bu yörenin küçücük bir üflemeli enstrümanı var. Sipsi diyoruz bu enstrümana. Burdur, Silifke ve Denizli yöresi türkülerinde çokça kullanılan, insanı Gımıldatıveren bu küçük enstrümana olan hayranlığımı kelimelere sığdırmam mümkün değil. Sadece şunu söyleyebilirim ki rahmetli Özay Gönlüm’den sonra bu yörenin eserlerini başarı ile icra edip bayrağı taşıyan sevgili Sümer Ezgü’ye bir sayfa açmak gerek.
Ramazan ayında bizler uykularımızdan feragat edip sahur bereketini evlerimize konuk etmezken, birileri yerin onlarca metre altında karşılar sahuru. Yüzleri maden ocağına has emeğin, çilenin izleri ile bezenmiş bu insanlar, bir sofrada paylaşırlar rızklarını. Her Ramazan televizyon ekranlarında haber metni olarak izlediğim bu görüntülerle karşılaştığımda hüzünlenirim. Sonra kulluğumdan utanırım. Her geçen gün oruç tutmama konusunda daha fazla mazeret üreten insan nefsi maden ocaklarına uğramıyor anlaşılan. Öyle ya! mezarda nefsin ne işi var değil mi? Maden işçileri yeryüzünde bırakır nefislerini. Öyle inerler yeraltına. Bize de “sakız orucu bozar mı?” sorusunun cevabını aramak düşer yine şehri Ramazan’da…
İyi ki varsın Fuat Saka… Karadeniz müziği adı altında yapılan zırvaların arasında yaptığın derlemeler, düzenlemeler ve müzikler adına iyi ki varsın. Bir Trabzon uşağı olarak; yerel Karadeniz kanallarında rastladığımda iğrenerek hızla uzaklaştığım, tıkışık stüdyolarda kemençenin haysiyetini iki paralık eden, arka fonda disko havası ile süslenen berbat ötesi söz-müzikleri gördüğümde kendi yöremin müziğine olan nefretime sebep olan insanların içinde parlayan Fuat Dede… İlk lazutlar albümünü dinlediğimde bu adam da kim diyerek sevdalanmıştım Fuat dedeye. “Gökteki yıldızlari, payedelum kızlari” parçasındaki kemençe ezgisinde bugün bile hala ağlarım. Sebebi bende kalsın bu duygusallığın.
Evli biri değilseniz, evlilik hazırlıklarının sıkıcı koşuşturmacasından düğün gününe kavuştuğunuzda sizi en çok neyin mutlu ettiğini henüz bilmeyenlerdensiniz demektir. Sevdiğiniz insana kavuşmanın heyecanını ayrı bir kefeye koyarsak insanı en fazla mutlu eden olay, bu hengâme sonunda uzak diyarlardan düğününüze ya da nikâhınıza iştirak eden arkadaşlarınızı görmektir. Kendi düğünümde Bursa’dan, Ankara’dan, Konya’dan gelen arkadaşlarımla göz göze geldiğimde ruhumda hissettiğim mutluluğu tarif edemem. İşte bu mutluluğu bende çok sevdiğim ve kardeşim saydığım Kütahya’da 5 yılımı beraber geçirdiğim Özdemir’e hissettirmek için Ankara’nın yolunu tuttum. Düğünlere iştirak etmemek adına mazeret üretmenin su içmek kadar kolay olduğu günümüzde kıymet bilir arkadaşlara sahip olmak, insanın hayatı boyunca yaptığı ikili ilişkilerin yatırımı olsa gerek.
Bundan 7 yıl önceki öğrencilik günlerimin anılarını tazelemek için gitmedim Kütahya’ya… Çünkü bu anıları tazelemek, ancak o yıllardaki kader birliği yaptığım arkadaşlarımla mümkün olabilirdi. Hâlbuki ben, mezun olduğum bölümümün 15. yıl mezuniyet yemeğine katılmak için oradaydım. 5 yıl boyunca aynı evi paylaştığım ama farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarım yanımda değildi. 55 kişilik sınıftan yemeğe katılan 7 kişinin aynı masada koca koca adamlar olarak oturması burukta olsa gittiğime değen bir anı oldu benim için.
 2 
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret8386