Site Haritası

2020 Yılı Okudukları (4)


 DEVLET-İ ALİYYE
Halil İnalcık
İş Bankası Yayınları / 528 Sh

Osmanlı Tarihi konusunda Dünya üzerindeki en büyük kıymetlerimizden biri olan Halil İnalcık hocamızın Osmanlı İmparatorluğu üzerine kaleme aldığı araştırma eserleri serisinin ikinci cildi bu eser.  Beylikten köklü bir imparatorluğa dönüşünün anlatıldığı ilk cildini geçen yıl okumuştum. Bu ikinci ciltte klasik dönemin ardından padişah otoritesinin zayıfladığı hatta giderek yok olduğu 17 yüzyıl dönemi anlatılıyor. Bu dönemdeki taht kavgalarını, valide sultanların yönetimde neden söz sahibi olduğunu, askeri ve ekonomik anlamda çöküşün sebeplerini herkesin anlayabileceği bir dil ile okuyucu ile buluşturuyor Halil İnalcık. İlk cildindeki yazı dilini daha çok akademik araştırmacıların faydalanabileceği bir dil olarak not etmiştim. Bu ikinci ciltte sadeleştirilmiş herkesin anlayıp faydalanabileceği bir dil kullanmış hocamız. Bunu giriş bölümde de açıkça belirtmiş. Bu açıdan ilk cilde oranla çok daha keyifle ve kendimi vererek okudum, faydalandım diyebilirim. Tarih sevenler ve tarihi doğru kaynaklardan okuyup anlamak isteyenler için İş Bankası yayınlarının uygun fiyatını da düşünerek mutlaka kitaplıklarına katmasını tavsiye edeceğim bir eser. “Bozuluş ve Kargaşa” olarak hemen hemen tüm tarihçilerin hem fikir olduğu bu dönem için detaylarını bilmediğim birçok konuda bilgi sahibi oldum. Eser, Köprülü ailesinin mutlak hakimiyeti ve otoritesi ile veziriazamlığa geldiği tarih ile (Köprülü Mehmet Paşa-1656) sona eriyor. Son bölümde bir anlamda kaynakça olarak da değerlendirebileceğimiz; veziriazamların padişahlara, valide sultanlara yazdıkları Telhisler, Arzlar bölümünde bir miktar sıkılabilirsiniz. Ömrünün son yıllarında bu eserleri kaleme alıp bize kazandıran ve aramızdan ayrılan değerli hocamızı rahmetle ve minnetle anmak gerekir. Ölümsüz bir eser bıraktığı için ne kadar teşekkür etsek azdır. Devamı olan 3 ve 4. Ciltleri de kitaplığıma mutlaka katıp okuyacağım.



 KALEDE 1 BAŞINA
Sunay Akın
İş Bankası Yayınları / 174 Sh


Sunay Akın’ın bu eseri sizi bir futbol muhabbetine götürecek sanmayın.  Yani futbol, teknik detaylar, rakipler arasında yaşanan bitmeyen polemikler, fanatizm yok bu kitapta. Bayan kitapseverler belki böyle bir detay içeriyor zanneder diye bu yorumu yapıyorum. Artık bizim için klasikleşen Sunay Akın dilini ziyadesi ile hissedeceğiniz, hüzün dozu daha yüksek olan bir eser ile karşı karşıyayız. Hemen hemen tüm kitaplarını okuduğum Akın’ın bazı eserlerinde ideolojik sloganlarından rahatsız olduğum eserleri oldu. Yazar ile ilk tanışmama vesile olan kitaplarından aldığım tadı bulamadığım kitapları da oldu. Bu sitede kitap yorumlarında arşivde yerlerini aldı bu eserler benim için “Kalede 1 Başına” Akın’ı bir okur olarak tanıdığım, sevdiğim ruh haline geri döndürdü beni. Aynı keyfi yaşadım okurken. Kalecilerin başrolünü oynadığı yazılarda kalbe dokunan birçok hikâyeye tanıklık edeceksiniz. O kaleciler ki; kimi zaman karşınıza Fazıl Say’ı kimi zaman Cemal Süreya’yı kimi zaman Pavarotti’yi, Rıfat Ilgaz’ı ve daha nicelerini çıkaracak. Futbolun temel bazı kurallarının nasıl çıktığını da keyifle okuyacağınız yazılar var eserde. Sizi gülümsetecek penaltı atışları ve kalecileri göreceksiniz. Hep hüzünlenmeyeceksiniz yani… Sunay Akın’ın eserdeki “Kaleciye Yapılan Faul” adlı son yazısının çok gerekli olmadığını düşünüyorum. Anlattığı ve yazdığı hikayeler hakkında sosyal medyada “uyduruyor” diyen insanlara bir savunma yazısı yazmak istemiş. Anlaşılan bu yorumlara çok içerlemiş ve sinirlenmiş olacak ki böyle bir uzun yazı ile karşılık vermiş. Kendisi için belki gerekli bir yazıydı. Bu açıdan eleştirmiyorum. Ama bu tip şeylerin sonu gelmez. Okuyucular en iyi hakemdir. Sunay Akın’ın bu polemiklere girmesine ve kendisini yormasına açıkçası hiç gerek yok. “Kişi kendinden bilir işi” demişler. Zevkle alın okuyun kitapları sevenler…


 GÜLÜN ADI
Umberto Eco
Can Yayınları / 733 Sh


Gülün Adı; her ne kadar günümüz edebiyat örneklerinden biri olsa da eseri modern çağın klasiği olarak tanımlamakta yanlış olmaz. Umberto Eco’nun 1980 yılında yayınlanan eserinin Türkçe ’ye çevrilmesi 1986 yılına denk geliyor. Bu kült eserin çevirisini çok büyük emek sarf ederek titizlikle yapan Şadan Karadeniz, Umberto Eco kadar teşekkürü hak ediyor. 1300’lü yıllarda, yani Orta Çağ’da bir manastırda işlenen cinayetin sır perdesini çözmek için 686 sayfa boyunca manastırın içinde iz sürüyorsunuz. Ne yalan söyleyeyim. Yıllardır bu kitabı, adının bana çağrıştırdığından mıdır nedir bir aşk romanı sandım. Orta Çağ’da bir cinayetler zincirini konu aldığını görünce kendimi garip hissettim ve okurken şaşırdım. Umberto Eco, romanı ile Orta Çağ’ın din ve mezhep kavgalarının, bildiğiniz karanlık çağın ciddi bir eleştirisini yapıyor romanda. Hristiyanlığın tüm yorumlamalarının, sapkın olanlar da dahil olmak üzere hemen hepsinin üstünden geçiyor roman boyunca. Açıkçası bugün; “Orta çağ Karanlığı” olarak tarih sayfalarında yer alan bir dönemin felsefe alt yapısının roman kahramanları arasında bolca tartışıldığı sayfalarda sıkılmadım değil. Bu bölümlerde heyecan ve sürükleyicilik dozu epey düşüyor. Yazar çok sıkılmaya başladığınız, kapıdan tam çıkacağınız sırada devam eden bölümle sizi manastırın karanlık koridorlarına, kilerine, kitaplığına geri döndürüyor. Yani manastırı terk etmenize izin vermiyor. Yer yer sıkılsam da okumaktan memnun olduğum bir eser diyebilirim. Muhtemelen yüzyıllar sonra da insanoğlunun okuyacağı bir Dünya Klasiği haline de gelecektir. Çünkü mayasında bu klasik hamuru ziyadesi ile var. Klasikler hacimli ve kalın olur. Bu da onlardan biri…


 METASTAZ
Barış Pehlivan & Barış Terkoğlu
Kırmızı Kedi Yayınları / 251 Sh


15 Temmuz hain saldırılarının ardından ülkede başlayan FETÖ operasyonlarında hep bir şeylerin eksik kaldığını düşündüm. Her kuruma sızan bu örgütün nasıl olurda siyasi partilerde bir karşılığı olmaz diye düşündüm. Zira ardı ardına tutuklanan, gözaltına alınan isimlerin içinde hükümet kanadından tek bir milletvekili, bakan, belediye başkanı ilçe teşkilat başkanı vs. kimse olmadı. Daha önceki kabinelerde çalışmış bakan, eski milletvekillerinden de olmadı. İşte bu sorumun net cevabını bu kitap bana sunmuş oldu. Güçlü olanların maddi gücüydü buna etki eden olgu. Maddi güç varsa dokunulmamanın bir diyeti olmalıydı. Yakın geçmişteki operasyonların ne kadarı samimi sorusunun cevabını üzülerek, sinirlenerek bu kitapta bulacaksınız. Okudukça darbe gecesinde şehit düşenleri düşünerek daha çok sinirleneceksiniz muhtemelen. Yazarlar gelecek nesiller içinde tarihe not düşmüşler. Sermayenin el değiştirmesinin adına FETÖ ile mücadele denmiş bize yıllardır. Kitap özetle bize bunu anlatıyor. FETÖ’ den boşalan kadroların bu kez başka cemaatlerin hakimiyet savaşına nasıl sahne olduğunu da yine kitapta okuyacaksınız. Tereddütsüz üzülerek okuyun derim.